Ana Menü

SUNSKY-online.com INT

coolicool.com INT

TVC-mall.com INT

Parfum Mekani.com

sponsorlar

Üye Istatistikleri

Faruk 1 Hafta
lgundogdu 8 Hafta
ALUCRALI59 Hafta
selim119 Hafta
coman131 Hafta
kayadonmez219 Hafta
m285506...273 Hafta
Havutmuslu277 Hafta
kartal283 Hafta
selimtd287 Hafta


Bugün: 0
Dün: 0
Bu Hafta: 0
Bu ay: 0
Bu yil: 0
Yeni Kullanici : selimtd

· Çevrimiçi Ziyaretçiler: 3374 , , ,
· Toplam Üye Sayısı: 100
Günlük Ziyaretçi
Ziyaretçi : 3199357
Site5068 gündür açik
631 ziyaretçi / gün

e-mail Kayit Dagilimi
Yahoo:0 (0%)
Gmail: 13 (13%)
Hotmail: 62 (62%)
MSN: 2 (2%)
Mynet: 7 (7%)
Other: 16 (16%)


Rastgele Video

Üye Girişi

Kullanıcı Adı

Parola



Henüz Üye Değil Misiniz?
Buraya Tıklayarak Üye Olabilirsiniz.

Parolanızı Mı Unuttunuz?
Buraya Tıklayın

Geekbuying.com INT

Tmart.com INT

GearBest.com INT

Chinavasion.com INT

DHgate INT

Lightinthebox.com INT

RSS Yayın

RSS - Resimler
RSS - Forumlar
RSS - Weblinkleri
RSS - Makaleler
RSS - Haberler
RSS - Programlar

Free PageRank Checker

botlar

Google (0), Yahoo (0), msnbot (0),

Banggood.com INT

Tarihi Eserleri

At Kayası


Efsanelerle dolu olan Anadolu aynı zamanda bilinmez sırlarla da doludur. Bunların bir çoğu hala sır olmaktan kurtarılamamıştır. İşte bunların bir örneği de köyümüzde bulunan At Kayasıdır. Bu kayanın sırrı hala anlaşılamamış,niçin ve kimler tarafından yapılmış olduğu hususunda tam bir bilgiye kavuşulamamıştır. Belli bir yaş sınırının altında kalanların dünya gözüyle göremediği beklide sadece eski resimlerinden birini görebildiği,hazine avcılarının hışmına uğramış bu nadide tarih parçasının derinliklerine biraz hayalci birazda bilimsel bir yaklaşımla ışık tutmaya çalışırsak aslında kesinliği kati bir sonuca ulaşabiliriz. Bir çok misalini ve yaşanmış hadiseyi de göz önüne aldığımızda tek kelimeyle bu kaya bir işareti sembolize ediyordu. Bir çok kişi define ve gömü yönünden köyümüz ve yöresinin iklim koşulları açısından fakir bir bölge olması dolayısıyla zayıf olduğunu düşünürler fakat gerçek bunun tam tersidir. Eğer At Kayasında simge edilen unsurların açılımını yapar ve tarihi gerçekleri de buna katarsak varacağımız sonuç hiçte gerçek dışı olmayacaktır. Bu kayada resmedilen şey şuydu: eli mızraklı bir asker mızrağını atma pozisyonunda resmedilmişti. Cümleyi kelime kelime analiz edelim. Asker bir devletin varlığını gösterir, mızrak normal bir mızrak değil ucunda oval bir halka vardır yani içinden ışık görünür ve atılacak bir yöne çevrilmiştir. Aslında At Kayası buralarda bir devlet hazinesinin saklı olduğunun işaretiydi. Oysa bizim maceraperest hazine avcıları tarihi bir hazine değerindeki bu işareti bilinçsizce yok etmekten çekinmediler. Şimdi şöyle bir soru soralım, böyle bir hazinenin Koman Köyünde ne işi var? Eğer tarihe ve eski haritalara bakarsanız şunu göreceksiniz; Koman Köyü Avrupa’yı Asya, İran ve Uzakdoğu’ya bağlayan en önemli kervan yolu üzerinde çok önemli ve çok tehlikeli bir bölgede yer alıyor. Bu yüzden asırlarca bölge hem devletlerin ve hem de eşkıyaların gözdeleri arasında yer alıyordu. Yine tarihi yoklarsak bu oyma resmin Bizans dönemine ait olduğu ortaya çıkacaktır. Koman yöresine dikkat etiğimizde bölgedeki en önemli ve büyük yerleşim birimi Şebinkarahisar’dır. Kervan yolu karadenizden başlıyor bugün koman yurdu dediğimiz bölgeden geçerek Gagili yurdundan Havana başından eski kamyon yolu denilen yolu takip ederek bozan kıran’ının üstü sıra Alucra’ya aşıyor oradan da Şiran üzerinden İran’a kadar uzayıp gidiyordu. Bu gerçeği kabul ettiğimiz zaman Koman vadisi üzerinde çeşitli yapılar ve başka işaretler dikkatimizi çekecektir. Bunların başında Koman Vadisi içerisinde kale olarak anılan birçok önemli yerin bulunmasıdır. Bunların bazıları sırayla şöyle sıralanabilir. Tepe yaylasındaki Kale Kaya, hemen bunun karşısında Kavalanı’nın başındaki Kale Kaya, sonra Asar Kaya, Gelin Kayası, Moran Deresi içindeki Kale Kaya, Göğgeben ve Mehramçamındaki Sivrice Kayalar ile son olarak Babapınar Köyünün başındaki büyük Kale Kaya. Bütün bu doğal kale görünümündeki yerlerin her biri birer önemli işaret ve aynı zamanda kervan yolunun güvenliğini sağlamak için önemli birer gözlem yeriydi. Bu gün bile Koman Köyü, içinde belkide binlerce sırla yaşamaktadır. Burada sunulmaya çalışılan mantık ve görüşler gerçek hikayenin ancak ufak bir kısmına ışık tutabilir. Çünkü bölgenin gerçek tarihinin büyük bir bölümü hala karanlıktan kurtarılamamıştır. Bütün bunları göz önüne aldığımızda Koman Köyündeki Türk unsurun başlangıcı konusunda doğruluğu yabana atılamayacak büyüklükte bir teze ulaşabiliriz. Bunu şöyle açıklamak mümkün: bu bölgenin Selçuklu sınırından çok uzak olmaması ve eşkıyaların gözde yerlerinden birisi olması dolayısıyla Bizans bölgenin güvenliğini ve savunmasını sağlamak amacıyla Kumanları ta bu dönemde yani 1071 Malazgirt savaşından çok önce yerleştirmiş olabilir. Çünkü Kumanlar gibi bu Türk unsurlar hem Hıristiyanlardı hem savaşçı aynı zamanda yurtlarını canları pahasına koruyabilirlerdi. Bizans içindeki Kumanlar Hıristiyanlığı kabul etmişti çünkü bu kavimlere karşı çok iyi bir Hıristiyanlık propagandası yapılmıştır. Kumanlara Hıristiyanlığı kabul ettirmek için yazılan Kumanca Sözlük ve Kitaplar günümüze kadar ulaşmıştır. Sanıyorum bütün bunlardan sonra At Kayasındaki mızrağın ucundaki ışık biraz daha aydınlanmıştır. Aslında Koman yöresini hiç tanımayan biri olsanız bile bu topraklar üzerinde dolaşırken buralardaki tarihi derinliği bütün ruhunuzda hissedebiliyorsunuz.


Gelin Kayası


Bu gün Camiyanı mahallesinin karşısında olan Gelin Kayası da kendi başına bir efsanedir. Burayla ilgili eski bir efsane anlatılır ama efsanenin ne zaman kim tarafından ortaya atıldığında başlı başlına bir efsanedir. Gelin Kayasının acıklı efsanesini anlatmadan gelin ilk önce kayanın Koman vadisinin neresinde ve nasıl durduğuna biraz tarihi biraz da hayali bir bakışla bir bakalım. Rivayete göre Koman vadisindeki ilk yerleşim yeri; bugün Tepe Tarla Mezarlığının bulunduğu tepenin dereye bakan yerindeki bölge olduğu söylenmekle birlikte daha sonra bu gün ki Cami yanında ikamet edildiği Rum ve Türk diye iki farklı unsurdan söz edildiği ve bunların birbirlerinden farklı ve ayrı yaşadıkları bilinmektedir. Bölgedeki bu şekildeki yaşamın yaklaşık 20.yy.ın ilk çeyreğine kadar böyle devam ettiği ve Rum unsurun zamanla kaybolduğu yâda asimile olduğu bilinmektedir. Başka bir yönüyle Gelin Kayasının bulunduğu tepenin üstünde bir kilisenin bulunduğu Camiyanın’dan kiliseye taş döşeli bir yolun bulunduğu bilinmekle birlikte bu gün hala kilisenin yıkıntıları bulunmakta ve yolun geçtiği yerler tarlalardan geçmesine rağmen bu kısımlarda hala ot bitmemektedir. Kilisenin duvarlarının 1950’li yıllara kadar ayakta durduğu hazine avcıları ve çobanlar tarafından zamanla tamamen tahrip edildiği bilinmektedir. Ayrıca değişik bir ayrıntıda Gelin Kayasının doğusunda ve batısında birbirinden farklı tarzda iki eski mezarlığın bulunduğu eskiler tarafından doğrulanmaktadır. İlk mezarlığın bugünkü Camiyanı mahallesinin önündeki tarlalarda olduğu söylenmekte ve bugün bu tarlalarda bir çok kemik ve çömlek parçasına rastlanabilmektedir. Bu mezarlıklar zamanla hazine avcıları tarafından tahrip edilmiş buradaki mezarların Müslüman mezarları gibi fakat birbirlerine ters şekillerde yatırıldıkları ve mezarlıklarda yatan insanların ayak ve bacak kemiklerinin çok büyük ve kalın olduğunu bu görgü tanıklarının söylediklerinden anlıyoruz. Mezarlıklarla ilgili görgü tanımalarının verdiği bu bilgilerin 1950-60’lı yıllarda edinilmesine rağmen daha ayrıntılı ve kesin bilgilere ulaşamıyoruz. Diğer mezarlığa gelince;bu mezarlık Gelin Kayasındaki kilisenin hemen batısında arka yüzde yer alıyormuş; bilinen o ki bu mezarlığın Rum mezarlığı olduğu,çok eski olduğu için her şeyin tamamen çürüyüp gittiği ve yok olduğu söylenmektedir. Bütün bunlara rağmen bölgeden son Rum yerleşimcinin ne zaman gittiği tam olarak bilinmese de Rum asıllı yaşlı bir ayakkabı ustasının Camiyanın’da 1950’li yıllara kadar yaşadığı ve sonra bir gün gittiği söylenmektedir. Gelelim Gelin Kayasına, Gelin Kayası Kilisenin bulunduğu sarp kayalığın güneyinde insanın zorlukla yanına çıkabildiği bir kayanın üzerindedir. Kaya bayağı büyük belli bir şekli olan insan elinin değdiği ve maharetle yapıldığı anlaşılan,çok eski ve esrarlı bir heykel görünümündedir. Bu kayaya baktığınızda bir şeyler söylemek istediğini kesinlikle hissedersiniz ama ya onu duyamaz ve anlayamazsınız yada artık konuşmaya hali kalmamıştır. Gelin Kayası için şöyle bir efsane anlatılır.”Kim söyledi bilinmez, çok eski zamanların birinde, bugün Guvata Köyleri dediğimiz köylerden birinden bugün Cami yanının bulunduğu köyün varlıklı ailelerinden birine bir kız gelin olarak alınmıştır. Aradan bir yıl kadar zaman geçmiş bu gelinin bir oğlu olmuştur. çocuk birkaç aylık olmuş ve gelin kendini toparlamıştır. Anne ve babasını özlemiş evin den izin alarak kendi köyüne gitmeyi dilemiştir. Yolu uzun olacağı için kendisine yol azığı olarak fetir denilen tandıra benzeyen ekmekten alır ve çocuğunu da hazırlayarak yola koyulur. Vakit öğlene yaklaşmaktadır Gelin Kayasının bulunduğu tepeye doğru tırmanırken bebek ağlamaya başlar,bebeği sırtından çözer ve derdini anlamaya çalışır. Bebek altına yapmıştır ve altını değiştirmesi gerekmektedir. Bebeğin altını değiştirmeye koyulduğunda aceleden yanına yedek çamaşırları almadığını görür, geri dönmeyi istemez ve buna bir çare bulmalıdır. Bu durumu halledebileceği bir mendili vardır fakat mendiline nedense kıyamaz,sonra aklına fetirler gelir, fetirlerden birini alarak bebeğinin altını bununla siler. Rivayete göre Allah cc gelinin ekmeğe saygısızlığından ve bir ibreti alem vesikası olması için onu orada taşa dönüştürür.” Evet gerçekten Gelin Kayası sırtında bir bebek sarılı olan ve Cami yanına bakan bir geline benzemektedir. Fakat şu bilinmez ki gelin neden bebeğin altını fetirle silerken değil de ayağa kalkıp köye bakarken taş olmuştur. Efsane her ne kadar acıklı olsa da gerçeği düşünmekten ve aramaktan bizi hiçbir şey alıkoymamalı. Bazı büyüklerimiz hep şunu söylerlerdi, ”Gelin Kayası aslında bir işarettir kayanın tam karşısındaki düzlük yada harmanda bir taş var ve o taşın üzerinde bir yılan kabartması var, eğer o taşı bulursanız o taşın işaret ettiği yerde gömülü bir hazine var.” Büyükler neden böyle düşünüyordu acaba, böyle düşünüyorlardı çünkü buna benzer bir çok hikâye anlatılır buralarda ve bunların bir çoğunun doğruluk payı yabana atılmayacak kadar fazladır. Diğer taraftan bölgeye çeşitli zamanlarda gelen yabancı uyrukluların kuşkulu hareketleri ve bölgenin tarihi ve jeopolitik durumu bütün bu hikâyeleri haklı çıkarmaya yeterince müsaittir. Sonuç olarak Gelin Kayası da bilinmeye muhtaç bir sırrın endamlı, alıcı ve esrarengiz bir işaretinden başka bir şey değil.





Mehramçamı


Bugün küçük bir ormanı olan şirin bir plato görünümündeki Mehramçamı’da diğer yerler gibi sırlarıyla yatmaya devam etmektedir. Koman Köyünün girişinde Moran Deresinin üstünde yükselen bölgeyi göz kararı incelediğinizde şunu kesinlikle anlayabilirsiniz ki burası Alucra ve Şebinkarahisar yöresinin en değerli ve en stratejik yerlerinden birisidir. Eğer tepesine çıkıp şöyle bir gezerseniz şunları görürsünüz. Kuzeye bakan eteğinde küçük bir orman vardır diğer bütün etekleri çortluk dediğimiz bodur ağaçlarla çevrilidir. Eteklerin aşağı yukarı 100 metreden sonraki kısımlarıysa tamamen çıplak ve engebeli bir arazi yapısına sahiptir. Sadece doğusundan rahatlıkla giriş ve çıkışa müsait olan bölge tam anlamıyla doğal bir kale ve sığınak görünümündedir. Daha da ileri giderek çevresini iyi bir gözle incelerseniz bir tondan daha ağır büyükçe taşlarla çevrili olduğunu ve bu taşların zemine bir harçla tutturulmuş olduğunu isterseniz zorda olsa fark edebilirsiniz. Bu durumu daha iyi anlamak için sivrideki meşhur büyük taşın yanına gider ve çevresini iyice bir incelerseniz bu taşında diğer taşlardan biri olduğunu anlamak zor olmayacak. Eğer daha gerçekçi ve mantıklı düşünüp görebilirseniz bu taşların yıkılmış bir kalenin temel taşları olduğunu kolaylıkla görebilirsiniz. Diğer taraftan bu temel taşlarının devasa büyüklüğü ve böyle bir kaleden geriye fazla bir şey kalmamış olması burasının ne kadar çok eski bir yapı olduğunu gözler önüne sermektedir. Buraya verilen ismi düşünürsek ismin bugünkü söylenişini sonradan aldığını gerçekte Meryem Çamı olduğunu anlamak zor olmasa da buranın ilk ve gerçek isminin ne olduğunu ve ne kalesi diye anıldığını bugün ne bilen var ne duyan. Buraya neden Meryem Çamı dendiği konusunda da hiçbir bilgi yoktur fakat bunun bir Hıristiyan deyimi olduğunu ve Rumlardan kalmış olduğunu söylemek yanlış olmaz. Diğer bir noktaysa bu kalenin tarihi, öyle görünüyor ki Bizans tan daha eskilere dayanıyor. Çünkü böyle bir kale Bizans döneminde yapılmış olsaydı kesinlikle bu güne sağlam olarak kalırdı. Bu düşünceye varılmasının sebebiyse şu ki kalenin kullanılış amacı tamamen güvenlik, gözlem ve savunmaya yönelik olacaktır. Bölgenin ticari önemi ve tarihte bu bölgede büyük bir savaşın yaşanmışlığı konusunda bir bilgi ve anlatının olmaması bu görüşü olumlu kılar. Diğer taraftan bu kaleyle ilgili kısa bir efsane anlatılır. Efsaneye göre;bir zamanlar burayı azılı bir eşkıya başı ele geçirir ve yerleşir. Bir gün eşkıya başı adamlarının gece kendisini öldüreceklerinden şüphelenir ve bir gece her şeyini alıp gizlice kaleden kaçıp gider ve kayıplara karışır.bir rivayete göre Alucra’nın ismini bu adamdan aldığı söylenir. Yine Mehramçamıyla ilgili başka bir efsane burasını her dönem çeşitli hazine avcılarının vazgeçilmez yerlerinden biri yapmıştır. Bu efsaneye göre bugün Mehramçamının altında hazineyle dolu bir mahzen varmış, hazineyi buraya koyanlar mahzenin ağzını büyük bir taşla kapatarak çekip gitmişler. Yıllarca hazine avcıları bu taşı aramışlar ve galiba hala bulamamışlar. İşte Mehramçamının efsanesi de diğerlerinden farklı değil. Görünen o ki bu bölgede yaşayan insanlar yıllardır belki de asırlardır büyük bir hazinenin üstünde fakir olarak yaşayıp ölüyorlar. Tarihin ve dağlarınsa daha ne kadar sırlarını ve hazinelerini korumaya devam edeceklerini kimseler bilemez...


Derleyen: Rahim Güdül

Tarihimiz


Yorum

#1 | bestekar - Aralık 11 2008 14:48:21
gelin kayasının yazısını okuduğumda hem bilmediyim hemde alakası olupta eksikliyini hissettiyim bir konu olduğuna inananıyorum gelin heykelinin sağ tarafındaki kayanın uç kısmındaki iki delik aceba doğanın yapısımı yoksa buda gelin heykeli yada kiliseyle alakalı bir esermidir bu konuda bilgisi olan varmıdır.mustafa PETEK

Yorum yaz

Yorum göndermek için lütfen üye girişi yapın.

Oylama

Sadece üyeler oylayabilir.

Lütfen Üye olun ya da Üye girişi yapın.

Harika! Harika! 0% [Oylanmamış]
Çok İyi Çok İyi 100% [2 Oylar]
İyi İyi 0% [Oylanmamış]
Fena Değil Fena Değil 0% [Oylanmamış]
Kötü / Berbat Kötü / Berbat 0% [Oylanmamış]
Sayfa oluşturulma süresi: 0.05 saniye
3,199,357 Tekil Ziyaretçi